Genlerinize Göre Beslenme Vaadi: Bilim Neresinde Duruyor?

📖 Okuma süresi: yaklaşık 5 dakika

Genlerinize Göre Beslenme Vaadi: Bilim Neresinde Duruyor?

📖 Okuma süresi: yaklaşık 9 dakika

Genlerinize Göre Beslenme Vaadi: Bilim Neresinde Duruyor?

2007 yılında bir grup genetikçi, insan genomunda hiç beklenmedik bir keşif yaptı: "FTO" adı verilen bir genin belirli bir varyantını taşıyan kişiler, taşımayanlara kıyasla anlamlı ölçüde daha fazla kiloluydu. Bulgu o kadar güçlüydü ki kısa sürede obezitenin genetiğiyle ilgili en çok atıf alan çalışmalardan birine dönüştü. Haberi duyanların ilk tepkisi tahmin edilebilirdi: demek ki kilo alıp almamak genlerimizde yazılıydı ve bunu değiştiremezdik.

Ne var ki hikâyenin devamı, bu rahatlatıcı ya da yılgınlık verici sonucu tersine çevirdi. İsveç'te 1743 kalp hastası ve 4402 kontrol katılımcısıyla yürütülen bir vaka-kontrol çalışması, riskli FTO varyantını taşıyan kişilerde koroner kalp hastalığı riskinin gerçekten arttığını doğruladı; ancak bu çalışmada dikkat çeken nokta, bu riskin fiziksel aktiviteyle azalmamasıydı. Yani FTO'nun kalp hastalığı üzerindeki etkisi, en azından bu veri setinde, aktivite düzeyinden bağımsız görünüyordu. Aynı gen için farklı bir tablo, obezite riskinde ortaya çıktı: 218.166 yetişkini kapsayan büyük çaplı bir meta-analiz, FTO'nun vücut kitle indeksi üzerindeki etkisinin fiziksel olarak aktif bireylerde belirgin şekilde daha zayıf olduğunu gösterdi. Bir başka deyişle, aynı genin farklı sağlık sonuçları üzerindeki etkisi, yaşam tarzıyla aynı şekilde etkileşmiyor; genler kaderimizi tek bir çizgide yazmıyor, hangi ortamda hangi ihtimalin öne çıkacağını sonuçtan sonuca değişen biçimlerde etkiliyor.

Aynı Tabak, Farklı Vücutlar

İşte tam bu noktada "nutrigenetik" adı verilen disiplin devreye giriyor. Nutrigenetik, bir bireyin genetik varyantlarının, besinlere ve diyete verdiği tepkiyi nasıl şekillendirdiğini inceliyor; kız kardeşi nutrigenomik ise madalyonun öbür yüzüne bakıyor ve yediğimiz besinlerin genlerimizin ifadesini nasıl değiştirdiğini araştırıyor. İkisi birlikte, "kişiselleştirilmiş beslenme" adı verilen ve son yirmi yılda literatürde katlanarak büyüyen bir alanın temelini oluşturuyor.

Bulgular gerçekten çarpıcı. İspanya'da 7.052 yüksek kardiyovasküler riskli birey üzerinde yapılan bir vaka-kontrol çalışması, Akdeniz diyetine uyumun düşük olduğu kişilerde FTO ve MC4R gen varyantlarının tip 2 diyabet riskini belirgin biçimde arttırdığını, ama uyumun yüksek olduğu kişilerde bu fazladan riskin tamamen ortadan kaybolduğunu gösterdi. "MTHFR geninde C677T polimorfizmine sahip fazla kilolu ve obez kadınlarla yapılan randomize kontrollü bir çalışmada, sekiz hafta boyunca günlük folat içeren sebze porsiyonu verilen katılımcılarda TNF-α ve interlökin düzeylerinin anlamlı şekilde düştüğü ortaya konmuş. Daha geniş bir çerçevede bakıldığında, diyetteki bileşenlerin mikroRNA ifadesi, histon asetilasyonu ve kodlamayan RNA aktivitesi üzerinden lipit metabolizması ve iltihapla ilişkili genlerin ifadesini değiştirebildiğine dair birikmiş, geniş bir literatür de mevcut.

Yani mesele artık sadece "az yağ ye, çok sebze ye" gibi genel geçer tavsiyeler değil. Bilim, aynı diyetin neden bir kişide işe yarıyıp diğerinde yaramadığını açıklayabilecek moleküler bir zemine oturuyor. (Kendi genetik profilinize benzer diğer varyantları merak ediyorsanız, Gen Rehberi sayfamızda 20'den fazla geni inceleyebilirsiniz.)

Pazarın Bilimden Hızlı Koştuğu Yer

Ama tam burada, tanıdık bir örüntü tekrar karşımıza çıkıyor. Bilimsel bulgular laboratuvarda birikirken, ticari dünya çok daha hızlı davrandı. Bugün dünya genelinde onlarca şirket, birkaç yüz dolar karşılığında tükürük örneğinizden "kişiye özel beslenme raporu" çıkarıyor: hangi besinlere duyarlı olduğunuzu, kafeini nasıl metabolize ettiğinizi, hangi vitaminlere ihtiyacınızın fazla olduğunu iddia eden renkli, kullanıcı dostu tablolar.

Sorun şu ki, İtalya'daki bir araştırma grubunun 2020 yılında 45 farklı doğrudan tüketiciye yönelik nutrigenetik şirketini incelediği çalışma, rahatsız edici bir tablo ortaya koydu. İncelenen şirketlerin sadece üçte biri, tahminlerini hangi genlere ya da hangi genetik varyantlara dayandırdığını açıkça belirtiyordu. Beyan edilen varyantların da yalnızca yarısında, bilimsel olarak izlenebilir bir tanımlayıcı kod (dbSNP kimliği) kullanılıyordu. Bir başka deyişle, raporu alan tüketicilerin büyük çoğunluğu, önlerine konan "genetik gerçeğin" hangi veriye dayandığını anlama şansına bile sahip değildi. Aynı makale, en çok analiz edilen özelliklerin laktoz intoleranssı ve kafein duyarlılığı gibi tek gene bağlı (monogenik) özellikler olduğuna, ancak obezite ve tip 2 diyabet gibi karmaşık özelliklerin de yaygın şekilde satıldığına dikkat çekiyor.

Vaat ile Kanıt Arasındaki Mesafe

Bunun anlamı, nutrigenetiğin bir aldatmaca olduğu değil. Tam tersine, alan hızla olgunlaşıyor ve kronik hastalıkların önlenmesinde ciddi bir potansiyel taşıdığına dair literatür güçleniyor. Sorun, bilimin henüz emekleme aşamasında olan bir kısmının, pazarlamada çoktan "kesinleşmiş gerçek" gibi sunulması. Alanın önde gelen otuz kadar araştırmacısının 2017'de önerdiği bir çerçeve, tam da bunu düzeltmeyi hedefliyor: genotipe dayalı beslenme tavsiyelerinin halka sunulmadan önce, bilimsel geçerliliğinin şeffaf ve denetlenebilir ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Bugün elimizdeki en sağlam kanıtlar, nutrigenetiğin "herkes için tek tip diyet yok" sezgisini doğruladığını gösteriyor: aynı gen varyantı, farklı yaşam tarzı ve diyet bağlamlarında bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Ama hangi genin, hangi besinle, hangi dozda ve hangi popülasyonda etkileşime girdiğini tek bir tükürük testiyle güvenilir biçimde çözmek, bilimin henüz vaat edebileceğinden daha iddialı bir söz. Genlerimiz bize olasılıkları fısıldıyor olabilir; ama son sözü hâlâ tabağımıza ne koyduğumuz ve o tabağı ne sıklıkla kaldırıp yürüyüşe çıktığımız belirliyor. (Kendi beslenme alışkanlıklarınızın hangi genetik profillere yakın olabileceğini merak ediyorsanız, kısa Nutrigenetik Öz-Değerlendirme Anketi'mizi deneyebilirsiniz.)


Kaynakça:
Frayling, T.M. ve ark. "A common variant in the FTO gene is associated with body mass index and predisposes to childhood and adult obesity." Science 316, 889–894 (2007). DOI: 10.1126/science.1141634

"FTO Genotype, Physical Activity, and Coronary Heart Disease Risk in Swedish Men and Women." Circulation: Cardiovascular Genetics. DOI: 10.1161/CIRCGENETICS.111.000007

Kilpeläinen, T.O. ve ark. "Physical Activity Attenuates the Influence of FTO Variants on Obesity Risk: A Meta-Analysis of 218,166 Adults and 19,268 Children." PLOS Medicine 8(11), e1001116 (2011). DOI: 10.1371/journal.pmed.1001116

Ortega-Azorín, C. ve ark. "Associations of the FTO rs9939609 and the MC4R rs17782313 polymorphisms with type 2 diabetes are modulated by diet, being higher when adherence to the Mediterranean diet pattern is low." Cardiovascular Diabetology 11, 137 (2012). DOI: 10.1186/1475-2840-11-137

Lisboa, J.V.C. ve ark. "Food Intervention with Folate Reduces TNF-α and Interleukin Levels in Overweight and Obese Women with the MTHFR C677T Polymorphism: A Randomized Trial." Nutrients 12(2), 361 (2020). DOI: 10.3390/nu12020361

Floris, M. ve ark. "Direct-to-Consumer Nutrigenetics Testing: An Overview." Nutrients 12(2), 566 (2020). DOI: 10.3390/nu12020566

Grimaldi, K.A. ve ark. "Proposed guidelines to evaluate scientific validity and evidence for genotype-based dietary advice." Genes & Nutrition 12, 35 (2017). DOI: 10.1186/s12263-017-0584-0

Bu yazıyı paylaş: