İsrail, Almanya ve ABD'den araştırmacıların ortak yürüttüğü yeni bir klinik çalışma, beslenmenin genlerimiz üzerindeki etkisine dair çarpıcı bulgular ortaya koydu. Clinical Nutrition dergisinde yayımlanan araştırma, "Yeşil Akdeniz Diyeti" olarak adlandırılan bitki ağırlıklı bir beslenme modelinin, kalp-damar hastalıkları, diyabet ve yaşlanmayla ilişkili genetik ve epigenetik mekanizmaları doğrudan etkileyebildiğini gösteriyor.
Araştırma kimler tarafından yürütüldü?
Çalışmaya Ben-Gurion Üniversitesi'nden Prof. Iris Shai ve Dr. Hila Zelicha Peer öncülük etti; ekibe Leipzig Üniversitesi, Leipzig Metabolizma Merkezi (LieCeM) ve Harvard Üniversitesi'nden bilim insanları da katıldı. Araştırma, dünyanın en kapsamlı beslenme ve görüntüleme çalışmalarından biri olan DIRECT-PLUS projesinin bir parçası.
Diyet ne içeriyor?
Yeşil Akdeniz Diyeti; yeşil çay, ceviz ve günlük olarak tüketilen mankai (Wolffia globosa adlı bir su bitkisi) shake'i içeriyor, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi ise azaltılıyor. Araştırmacılar bu diyeti hem geleneksel Akdeniz diyetiyle hem de standart sağlıklı beslenme önerileriyle karşılaştırdı.
Folat ve "epigenetik kalem" etkisi
Yeşil Akdeniz Diyetini uygulayan katılımcılarda kan folat (B9 vitamini) düzeylerinde belirgin bir artış gözlendi. Bu artış yalnızca pasif bir beslenme göstergesi değil; folat, hücrelerde gen ifadesini düzenleyen, DNA'nın bakımını destekleyen ve metabolik sağlığa katkı sağlayan "tek-karbon metabolizması" adlı kritik bir biyokimyasal süreci besliyor. Araştırmacılar bu etkiyi, DNA dizisini değiştirmeden hücresel süreçleri yönlendiren bir "epigenetik kalem" olarak tanımlıyor.
Yükselen folat düzeyleri; insülin duyarlılığında iyileşme, iltihap belirteci IL-6'da azalma, trigliserit/HDL kolesterol oranında düzelme ve karaciğer ile iç organ yağlanmasında azalmayla ilişkilendirildi.
Genetik yatkınlığı olanlar için umut verici bulgu
Araştırmanın en dikkat çekici yönü, MTHFR geninin yaygın bir varyantına (rs1801133) sahip kişilerle ilgili. Dünya nüfusunun yaklaşık %10-15'inde bulunan bu varyantın "TT" formunu taşıyan kişiler, folat metabolizmasında doğuştan gelen bir dezavantaja sahip ve genellikle daha düşük folat düzeyleriyle yaşıyor.
Çalışmaya göre, mankai tüketimi düşük olan TT taşıyıcılarında kalp-damar risk skorunda artış görülürken; Yeşil Akdeniz Diyetine yüksek uyum gösteren TT taşıyıcılarında bu risk skorunda 7,74 puanlık dikkat çekici bir düşüş kaydedildi.
Kan mRNA analizleri, bu kişilerin hücrelerinde MTHFD2 ve DHFR gibi alternatif folat yolağı genlerinin daha aktif hale geldiğini gösterdi — yani vücut, genetik dezavantajı telafi edecek şekilde adeta kendini yeniden programlıyor.
Ne anlama geliyor?
Araştırmanın baş yazarı Prof. Iris Shai, bulguların kişiselleştirilmiş beslenme alanı için güçlü bir bilimsel temel oluşturduğunu belirtiyor: Folat artık yalnızca eksiklik durumunda akla gelen bir vitamin değil, aynı zamanda beslenme kalitesini ve vücudun koruyucu metabolik mekanizmaları harekete geçirme kapasitesini yansıtan bir biyobelirteç olarak değerlendirilebilir.
Çalışmanın ilk yazarı Dr. Hila Zelicha Peer ise bulguların, mankai gibi biyoyararlanımı yüksek bitkisel besinlerin hücresel uyum kapasitesini doğrudan etkileyebileceğini ve kalıtsal metabolik zorlukların telafi edilmesine yardımcı olabileceğini vurguluyor.
Sonuç
Bu çalışma, "genlerimiz kaderimizdir" düşüncesine güçlü bir alternatif sunuyor: doğru beslenme seçimleri, genetik yatkınlıkların etkisini önemli ölçüde azaltabilir. Özellikle MTHFR geninin riskli varyantını taşıyan bireyler için, bitki ağırlıklı ve folattan zengin bir beslenme düzeni, kalp-damar sağlığını korumada somut bir fark yaratabilir.
Kaynak: EurekAlert! / Ben-Gurion Üniversitesi, Clinical Nutrition dergisi (DOI: 10.1016/j.clnu.2026.106701)