Mikrobiyota 101: İçimizdeki 2 Kiloluk Görünmez Organ
2016 yılında bir grup biyolog, on yıllardır ders kitaplarında tekrarlanan bir sayıyı yeniden hesapladı ve şaşırtıcı bir sonuca ulaştı. Uzun süre "insan vücudunda, kendi hücrelerimizden on kat fazla bakteri var" diye tekrarlanan iddia, aslında hiçbir zaman sağlam bir ölçüme dayanmıyordu; 1970'lerde kabaca yapılmış bir hesaptan ibaretti. Sender, Fuchs ve Milo'nun yeniden yaptığı titiz hesaplama, oranın on kat değil, yaklaşık bire bir olduğunu gösterdi: standart bir yetişkin erkekte 30 trilyon insan hücresine karşılık, 39 trilyon mikrobiyal hücre. Rakam küçülmüştü ama sonuç aslında daha da çarpıcıydı: İçimizde, neredeyse kendimiz kadar "biz olmayan" bir canlı topluluğu yaşıyordu.
Bu topluluğun büyük çoğunluğu, kalın bağırsağın karanlık, oksijensiz ortamında yaşıyor. Kolon, vücuttaki en yoğun mikrobiyal popülasyonu barındıran organ; burada bakteri yoğunluğu doku gramı başına milyarları buluyor. Toplamda yaklaşık bin farklı mikrobiyal tür -bakteri, virüs, arke ve tek hücreli ökaryotlar- bu ekosistemi oluşturuyor. Ağırlığı ortalama 1,5 ila 2 kilogram civarında tahmin ediliyor; yani karaciğerinizle neredeyse yarışan bir kütle. İşte bu yüzden son yirmi yılda araştırmacılar mikrobiyota için artık "organ" kelimesini kullanmaktan çekinmiyor.
Neden "Organ" Diyoruz?
Bir dokuyu organ saymak için genelde belirli işlevleri yerine getirmesi beklenir: metabolizmayı düzenlemek, savunma sağlamak, sinyal üretmek. Bağırsak mikrobiyotası bunların hepsini yapıyor. Karmaşık karbonhidratları -yani insan sindirim enzimlerinin parçalayamadığı lifleri- fermente ederek enerjiye çeviriyor; bazı B vitaminlerini ve K vitaminini sentezliyor; bağırsak yüzeyini kaplayarak patojen mikropların kolonize olmasını zorlaştırıyor ve bağışıklık hücrelerine sürekli sinyal göndererek onları "eğitiyor". Üstelik mikrobiyotanın toplam genetik materyali, yani genom kapasitesi, kendi genomumuzun 50 ila 100 katı büyüklüğünde tahmin ediliyor -adeta vücudumuza kiralık, devasa bir biyokimya laboratuvarı ekliyor.
Mikrobiyotanın kompozisyonu da rastgele değil. Sağlıklı bir bağırsakta baskın olan filumlar genellikle Firmicutes (yeni adıyla Bacillota), Bacteroidetes (Bacteroidota), Actinobacteria ve daha küçük oranda Proteobacteria ve Verrucomicrobia. Bu oranlar kişiden kişiye, hatta aynı kişide zaman içinde farklılık gösterse de, belirli dengesizlikler dikkat çekici biçimde hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Örneğin Firmicutes/Bacteroidetes oranının vücut kitle indeksiyle pozitif korelasyon gösterdiğini bulan çalışmalar var; fazla kilolu ve obez bireylerde bu oranın sağlıklı kilodaki bireylere kıyasla farklılaştığı gözlemleniyor.
Tek Bir Kişi Değil, Bir Ekosistem
Mikrobiyota araştırmalarının belki de en önemli katkısı, hastalığı tek bir "kötü bakteri"nin varlığıyla değil, bütün bir ekosistemin dengesiyle açıklama fikrini yerleştirmesi oldu. Bilim yazınında bu dengesizliğe "disbiyoz" deniyor: mikrobiyal çeşitliliğin azalması, belirli türlerin orantısız çoğalması ya da metabolik aktivitenin bozulması. Disbiyozun kronik iltihaptan kardiyometabolik hastalıklara kadar geniş bir yelpazede rol oynadığına dair kanıtlar hızla birikiyor; örneğin bağırsak bariyerinden sızan bakteriyel bileşenlerin (LPS) bağışıklık sistemini kronik olarak tetikleyerek metabolik iltihabı artırdığı gösterilmiş durumda.
Yine de bu genç bilim dalının kendi sınırları var. Mikrobiyota kompozisyonunu diyet, yaş, coğrafya, ilaç kullanımı gibi pek çok değişken aynı anda etkiliyor; bu da "şu bakteri şu hastalığı yapar" gibi basit nedensellik iddialarını zorlaştırıyor. Çoğu zaman elimizdeki veri korelasyon düzeyinde kalıyor, nedensellik ise hâlâ dikkatle kanıtlanması gereken bir iddia.
Görünmez Ama Etkisi Somut
Yine de bir konuda bilim insanları hemfikir: bu iki kiloluk topluluk, sindirimden bağışıklığa, metabolizmadan -ilerleyen yazılarda değineceğimiz gibi- beyne kadar pek çok sistemle sürekli konuşuyor. Onu "organ" olarak adlandırmak, artık bir metafor değil; fizyolojik gerçekliğin bir tanımı. Gerisi, bu karmaşık ekosistemi ne kadar iyi anlayabileceğimize ve onunla nasıl bir denge kurabileceğimize bağlı -ki bu serinin geri kalanında tam olarak bunu konuşacağız.